YERLİ OLANA BOYKOT YERLİ OLMAMANIN GÖSTERGESİDİR
İBB’de yaşanan ve soruşturma konusu olan
yolsuzluk suçlamalarına yönelik bir cevabı olmayan CHP yönetimi “boykot” adı
altında ülkenin fay hatlarıyla oynamaya çalışmakta; ayrımcı, ötekileştirici,
kutuplaştırıcı bir dil kullanarak halka zarar vermektedir. Soykırımcı siyonist
terör rejimine destek veren sermayeye yönelik en ufak bir tepki göstermeyen, bu
konuda bir kez olsun boykotu dillendirmeyen CHP yönetimi, ülkenin yerli
firmalarına karşı boykot kararı almakta, boykota destek açıklaması yapmayanlara
karşı ekonomik tehditlere başvurmakta, yaşadığı ülkeyi Batı’ya şikâyet
etmektedir. Bu eylem ve söylemler CHP’nin yerli olmadığını bir kez daha ortaya
koymuştur. Orta Doğu’da çatışma riskinin arttığı, Avrupa’nın Amerika karşısında
konum belirleme çabasına giriştiği bir dönemde CHP’nin başındaki emanetçinin
ülkesine karşı İngiltere’den medet umması bu siyasi yapılanmanın “dışarı” ile
olan göbek ve gönül bağını bir kez daha tescil etmiştir.
Yolsuzluk, rüşvet ve irtikap suçlamaları artık
yargının konusudur ve yargılamalar başladığında kamuoyu dosyalardan haberdar
olacaktır; ama ülkenin yerli firmalarına, esnafa, medyaya ve yargıya yönelik
tehditler, halkın vicdanında hak ettiği sert karşılığı bulacaktır. Yerli olan
her şeye karşı bu saldırgan tutumun, tedirginlik ve panikle atılan adımların,
üstenci ve ötekileştirici dilin ardında yatan asıl sebebin “hırsızlık ve
rüşvet” iddialarının konuşulmasını önleme çabası olduğu açıktır. Ezcümle, her
zaman ve şartta halkın inanç ve kültür değerlerine düşmanlık yapmaktan
çekinmeyen CHP zihniyetinin, bu boykot kararıyla aslında kimlerin hizmetinde
olduğu, taktığı tüm maskelere rağmen yerli olmadığı tüm netliğiyle ortaya
çıkmış, güneş balçıkla sıvanamayacak hale gelmiştir.
KÜRESEL HAYDUT ABD’NİN YENİ GÜMRÜK DARBESİ
ABD’nin tek kutuplu dünya düzenini yeniden
tesis etme arayışı artık yalnızca savaş uçaklarıyla değil, ekonomik ablukalar
ve ticari yaptırımlarla da yürütülüyor. Son gümrük vergisi kararları, yalnızca
ticarete değil, doğrudan bağımsızlık arayışındaki halklara bir tehdittir. Bu kararlar en çok savaş ve doğal afetler
nedeniyle ekonomisi çökmüş ülkeleri hedef almaktadır.
ABD Başkanı Trump’ın, Bahreyn Veliaht Prensi’ne
hitaben sarf ettiği “700 milyar dolarınız varmış. Bu sizin için çok para.
Yakında sizi ziyarete geleceğim.” sözleri, ABD’nin yeni dönem politikasını
özetlemektedir.
Bu sözler, emperyalizmin ve ekonomik
zorbalığın açık ilanıdır. İslam dünyasına yönelik doğrudan bir tehdit, bir
tahakküm beyanıdır.
İslam coğrafyasının milyarlarca dolarlık
serveti, Müslümanlar üzerine yağdırılan bombaların üretildiği silah
fabrikalarını ayakta tutuyor. Gazze’deki soykırımda dahi düşmana karşı
kullanılmayan silahlar için milyarlarca dolar ödeniyor, bölgemizi kana
bulayanlar zenginleşiyor.
Bu zilletten kurtulmanın zamanı daha gelmedi
mi? İslam ülkeleri, daha güçlü birlikler kurarak, ticaretten teknolojiye,
savunmadan enerjiye kadar kapsamlı iş birlikleri inşa etmelidir. Çünkü direniş,
sadece bir tercih değil; izzeti, onuru ve geleceği korumanın tek yoludur.
GAZZE’YE YÖNELİK SALDIRILAR
Siyonist terör rejiminin sözde başbakanının
Gazze’de “ikinci bir Philadelphia Koridoru” kurma açıklaması, Refah’ın geri
kalan Gazze Şeridi’nden tamamen koparılması ve bölgeyi işgal planının yeni
aşamasıdır. Bu adım açık bir ilhak girişimi ve zorunlu nüfus transferi
planıdır.
Siyonist terör rejimi, ABD'nin siyasi ve
askeri desteğine güvenerek, ateşkes anlaşmalarını sistematik biçimde ihlal etmekte
hem havadan hem karadan saldırılarını yoğunlaştırmakta ve Gazze’de hayatı
doğrudan hedef almaktadır.
Siyonist terör rejimi, Gazze’yi ele geçirmeyi,
altyapısını yok etmeyi ve halkını kalıcı olarak başka ülkelere sürmeyi
amaçladığını defalarca itiraf etmiştir. Bu süreçte Mısır açıkça tehdit
edilmekte, insani yardım geçişleri engellenmekte ve siviller kıtlıkla karşı
karşıya bırakılmaktadır.
Bu, tüm ilgili aktörler için bir dönüm
noktasıdır. Şimdi harekete geçmeyenler, sorumluluğu paylaşacaktır. Birleşmiş
Milletler başta olmak üzere tüm uluslararası mekanizmalar derhal devreye
girmeli, insani yardım koridorları gerekirse güç kullanılarak açılmalı,
Filistin halkının yerinden edilmesine karşı durulmalıdır.
İslam İş birliği Teşkilatı (İİT) acil
toplanmalı, Gazze’ye insani koridor açılması için askeri, siyasi ve ticari
baskı araçlarını etkin bir şekilde kullanmalıdır. D-8 ve Körfez İş birliği
Konseyi gibi yapılar, işgal rejimi ile yapılan ticari, enerji ve güvenlik
anlaşmalarını sonlandırmalıdır. İslam ülkeleri, ortak bir yardım ve savunma
fonu oluşturarak Gazze’nin yeniden inşasını ve halkın yerinde kalmasını garanti
altına almalıdır.
Bu, sadece bir çağrı veya bir tercih değil,
bir zorunluluktur. Siyonist terör rejiminin Gazze’deki işgal ve sürgün planı
durdurulmazsa, sadece uluslararası hukuk değil,
insani değerler de zedelenecek ve İslam dünyasının saygınlığı yitip
gidecektir. Bugün harekete geçmeyenler, işlenen soykırım suçuna ortak
olacaktır.
SİYONİST TERÖR REJİMİNİN SURİYE SALDIRISI
Siyonist terör rejimi, Suriye’ye yönelik son
saldırılarıyla bölgesel işgal planını açıkça devreye sokmuştur. Şam, Hama ve
Humus’a yönelik hava saldırıları sadece askeri hedefleri değil, doğrudan
Suriye’nin egemenliğini yok etmeye yönelik adımlardır. Siyonistler Suriye’nin
ardından sıranın Irak’a geleceğini duyurmuş; Türkiye’ye de “Suriye’de etkili
olmayın” diyerek aleni tehditte bulunmuştur.
Bu söylem ve eylemler, Siyonistlerin tüm Orta
Doğu’yu parçalamayı, zayıflatmayı ve hâkimiyeti altına almayı hedeflediğini
açıkça ortaya koymuştur. Bu cesaretin kaynağı ise bölge ülkelerinin sessizliği
ve tepkisizliğidir.
Siyonist terör rejimi bütün Orta Doğu’yu
jeopolitik ve güvenlik açısından kontrol altına almayı amaçlamaktadır.
Türkiye’ye yönelik "Suriye’de aktif olmayın" tehdidi ise bu kuşatmanın
Ankara’ya kadar uzanacağının açık bir göstergesidir.
Bu duruma karşı atılması gereken adımlar vakit
kaybetmeden hayata geçirilmelidir:
Yeni Suriye hükümetine açık ve kararlı siyasi,
diplomatik ve askeri destek verilmelidir.
Siyonistlerin saldırganlığına karşı, bölge
ülkeleri tarafından ortak bir savunma ve caydırıcı güç oluşturulmalıdır.
Siyonistlerin yok ettiği askeri teçhizatlar ortak bir çabayla yenilenmeli,
Suriye’ye hava savunma desteği sağlanmalıdır.
Türkiye'nin öncülüğünde, bölge ülkeleri tarafından
siyonistlere karşı ekonomik ve siyasi yaptırım platformu kurulmalıdır.
İslam İşbirliği Teşkilatı ve D-8 gibi yapılar,
acilen toplanmalı, Siyonistlerin yayılmacılığını destekleyen güçlerin bölge
ülkelerindeki askeri faaliyetleri ortak bir kararla sonlandırılmalıdır.
Artık kınama ve çağrılarla yetinilemeyeceği
idrak edilmelidir. Bu tehdit, yalnızca Filistin’i değil; Suriye’nin, Irak’ın,
hatta Türkiye’nin egemenlik alanlarını hedef almaktadır.
